May 09
Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze’dir. Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası Gazze’dir.
Bebeklerin uykulu gözleriyle annelerinin memelerini ararken, kor gibi yanan namluları emmeye başladıkları yerin adı Gazze’dir. Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak için sırada beklerken, çocuğun çelimsiz vücudunu kurşun yağmurları yutuyorsa orası Gazze’dir.
Yazının tamamı »
May 06
Müzisyen Gökhan Kırdar 10 Mayıs Cumartesi günü Haber7 ekranında Hafta Sonu Eki programının konuğu oluyor. Tarık Tufan’ın sunduğu Hafta Sonu Eki 16.15′te Haber7 Tv’de.
“Yerine Sevemem” adlı albümüyle büyük çıkış yapan GÖkhan Kırdar, çeşitli albümlerinin yanısıra “Aliya” belgeseline, “Kurtlar Vadisi”, “Haziran Gecesi”, “Yabancı Damat” gibi dizilere, “Anlat İstanbul” ve “Gece, Melek ve Bizim Çocuklar” gibi filmlere müzik yaptı. Sanatçının uluslararası alanda müzik çalışmaları bulunuyor.
May 05
Her yıl düzenlenen ve tek bir kişiye verilen en büyük para ödülü olan Tempteton Ödülü’nü bu sene Polonyalı teolog ve matematik profesörü Michael Heller kazanmış.
Heller, 820 bin İngiliz Sterlini tutarındaki ödüle John Templeton Vakfı’nın tanımı ile “hayatın en büyük sorusu” yani Tanrı’nın varlığının matematiksel yolla ispatı üzerinde yürüttüğü çalışması nedeniyle değer bulunmuş.
Tanrı ve matematik!
Matematik ve Tanrı!
Olmuyor, bir türlü yanyana gelmiyor zihnimde. Yazının tamamı »
May 02
Meryem Amash. 120 yaşında.
Büyük ülkemizin Kudüs şehrinde dünyaya gelmiş ve orada yaşıyor. Elindeki belgede doğduğu yer “Osmanlı” olarak yazılı.
Eski zamanlardan kalma bir kadın. Çok eski zamanlardan…
İsrail’in olmadığı, ablukanın, ambargonun, tecrit duvarlarının, kontrol noktalarının, eli silahlı yerleşimcilerin olmadığı güzel günlerden kalma…
Tek başına.
Bir tarihin dipsiz karanlığından çıkıp gelmiş gibi gülümsüyor. Darmadağınık ve umutsuz dünyamızda bir başına kalakalmış.
Kavruk ve derin çizgilerle dolu yüzü, derinlikli bir roman gibi duruyor. Yazının tamamı »
May 01
İnsanı, tek kişiyi olduğu gibi, toplumu da ayakta tutan, ruhtur. Toplumun ruhu, şekilden ibaret kurallara ve sisteme canlılık verir. Aynı sistemle hem kötü, hem iyi yönetim mümkündür. Her sistemin zaafları, ayrıcalıkları, avantajları, dezavantajları vardır. Sistemin iyi işlemesi, toplumun süreklilik gösteren ruhunun eseridir. Toplum ruhu, onu ayakta tutan ideallerden beslenir. Duygular, düşünceler, bir idealde işlenir, bütünleşir ve itici, yaşatıcı güç olursa, idealler de kurallara yaşama, gelişme ve problemleri çözme, yıkımları onarma imkânı, şansı sağlar. Medeniyetleri medeniyet yapan, bir ruhtur. Bir ruh, yüzyıllar boyu bir millete, bir devlete, diğer devletler ve milletler arasında ayakta durma iradesini verir. İnançlar, ideallerin, umutların ve iradelerin temel ortamını kurar. Yazının tamamı »
Nis 29
“Dostlarım! Başkaldırmıyorsa, Neye yarar şiir? Azgınları ve azgınlıkları yıkmıyorsa, Neye yarar şiir? Zamanı ve mekanı sarsmıyorsa, Neye yarar şiir? Satrapların başındaki tacı yere çalmıyorsa, Neye yarar şiir?” Nizar Kabbani
PROGRAM Açılış Konuşması Sinevizyon (Kurumsal Tanıtım) Özgürlüğe Atfen… (Şiir Klibi)
Şiir Dinletisi Sunucu : Tarık Tufan Yazının tamamı »
Nis 29
Kahire’deyim.
Kalabalık…
Gizlenmek için gelmedim ve fakat bir gün yaşadığım şehirde gizlenebilme olanağı kalmadığında, yeniden Kahire’ye dönebilirim diye düşünüyorum.
Sakkara’nın sarı kumları, kimseciklere sezdirmeden, ses seda çıkarmadan uzunca bir yol teptikten sonra şehrin sokaklarına yılışıyor. Saçlarımızda gezdiriyor narin, zarif parmaklarını. Yazının tamamı »
Nis 27
Bembeyaz sakalları, kafasında siyah bir şapka ve ayağına çektiği kot pantolonuyla ağır ve sükunetli bir yürüyüşle sahnede kendisine ayrılan sandalyesine geçip oturduğunda, yaşayan bir efsanenin karşısında durmanın heyecanıyla doldum.
Uzak coğrafyalardan bizim topraklarımıza kadar ulaşan müjdeli cümlelerin en açık öznelerinden birisi, her şeyi umuda çevirebilecek bir gerçeklik uyarısıyla karşımızda konuşuyordu. Yazının tamamı »
Nis 26

Bu seferki, herhangi bir şiddet sahibi gücün, hayatlarımızı kuşatma ve baskı altında tutup, yıkıcı bir uysallıkla, sonu gelmez buyruklarına boyun eğdirmelerinden farklı.
Gazetelerde yazan, televizyonlarda konuşan, dergilerde söyleşiler yapan, geniş salon toplantılarında hipnotik seminerler düzenleyen psikiyatristlerin her anlattıklarından kendime bir pay çıkarıyorum. Televizyondan gözlerimin içine baka baka, “hey camın arkasında duran adam, işte bütün bunları sana söylüyorum” dediklerini hissediyorum ve iliklerime kadar ürperiyorum. Yazının tamamı »
Nis 22

Siteye hoş geldiniz. Şu an test yayınındayız.
Umarım site, bir şeyleri daha derli toplu ifade edebileceğimiz bir zemin olur.
Bütün arkadaşların bu bağlamdaki katkıları, önerileri değerlidir. Ya nasip!
Son Yorumlar